|
Sözler yetse keşke, yetişse, koşa koşa gelse vakti gelince söylemek istediklerimiz için... Sevdiklerimizin listesini çoğaltsa, Onlara "Ben de seni " diyebilmek için azıcıktan bahanelerimiz olsa, Gel diyince koşup gelecek kadar gitse sevdiklerimiz. Kalplerinde izlerimiz kalsa, Arsız bir şekilde sevseler bizi, Bıkmasak ilgiden, şefkatten, aşktan, tutkudan..
Ellerimiz gibi kalplerimiz de birbirine dokunsa... Sonra içimizden biri çıkıp anlatsa bize bizi.. Güzel şeyler duymaya alışsak, Yaşamaktan ve umuttan, Tutkuyu bulaştırmaktan, Sevgiyi kendi nehrimizden ötekine taşımaktan, Varolmanın ön koşulunu tutkulu bir yaşama sevinci yapmaktan vazgeçmesek..
Utanmasak, söylesek birbirimizi sevdiğimizi..:) F.C. |
Çok uzaklardan geldim senin için, Önünde dizlerimin üzerinde sana sarılarak iki çift sözü söylemek için.. Kocaman yüreğin, minik ayakların ve gözlerinle yaşlarla bana bakıyorsun.. Ben yapmadım senin dünyanı kötü.. Ben onlardan değilim.. Ben kan dökmüyorum, Aç bırakmıyorum, Kucaklamayan ve saklayan, erteleyen ve rezil eden ben değilim.. Ben sana senin bildiğin dünyanın hala yaşadığını söylemeye geldim..Sana büyüdüğünde içinde mutlu olacağın toprakların olacak demeye geldim.. Vazgeçme güzel çocuk.. Bir gün önünde diz çökeceğin ve sevgisine sevgi katmak isteyeceğin çocuklar olacak hayatında. Onlara güzel bir gelecek fısıldamanın yollarını arayacaksın. Şimdi vazgeçme güzel çocuk.. Daha sevecek çok kalbimiz var. Daha çok tutacak elimiz.. F.C. |
|
|
M.Ö 4. yy ' da yaşamış olan Taocu gilozof Cuang Dzi MEDİTASYONUN pratikte uygulanmasını şöyle tarif eder ; Nam peşinde koşma. Kafanı plan programla doldurma. Nesnelerin işlevini üzerine alma. Bilginin efendisi olma. Uçsuz bucaksız olanı en yüksek derecede şahsen gerçekleştir ve hiçbir işareti olmayan alemde seyahat et. Doğanın verdiklerini hiçbir sübjektif bakış açısı getirmeden eksiksizce kullan. Tek kelimeyle tamamen amaçsız ol. Mükemmel insanın zihni bir ayna gibidir. Nesnelere ve olaylara verdiği karşılığa göre öne veya arkaya eğilmez. Nesnelere yanıt verir ama kendinde olan hiçbir şeyi gizlemez. Bundan ötürü olaylarla gerçekliklerine zarar vermeden başa çıkar. Lav Dzı, MÖ altıncı yüzyülda, meditasyon ve derin düşünceye dair şunu söyler ; Bilenler konuşmuyor Konuşanlar bilmiyor Ağzınızı kapayın Arzuların kapısını örtün Keskinliği köreltin Düğümü çözün Işığı azaltın Tozlu dünyayla bir bütün olun. |
|
Eylül'ün tatlı esintileri buralara geldi. Yavaş yavaş akşam serinlikleri kendini hissettiriyor. İnce şallar, yerini biraz daha kalınca hırkalara bıraktı.. Martı'lar iş başına, İstanbul'a geri dönüyorlar. Bu gece takalar açıklarda denizi aydınlatacaklar. Ege denizinde ateş böcekleri göreceğiz... Bugün Marmara, Akdeniz, Ege heryerde ateş böcekleri uçacak denizin üzerinde...
|
 Rüyaları hep sevdim. Bunun için de uyumam gerekti. Baş ağrılarımla da o zamanlar tanıştım. Oradaki ormanları yeniden görmek ya da benimle konuşmaya çalışan meleklerin neler söyleyeceklerini duymak için. Rüyalar benim hep hayal kitaplığım oldular. Saatlerce uyuyup, dakikalarca rüya gördüm. Uyanmaya direndim ve kalkmaktansa hayal kurmayı tercih ettim. O günlerden sonunda değişmeyen bir şey kaldı bana…. Burada değiştiremediğim, her adımında bana bir sonrakinin faturasını önceden kesen, her sevginin derin acılarla bağlılıklar oluşturmadığı o diyarların buralardan daha güzel olduğunu gördüm. Beni nasıl ön yargısızlıkla büyülediklerini , ve bunu yaptıkları için bana asla bedel ödetmediklerini gördüm. Yeşilin gerçekten yeşil, meleğin gerçekten melek olduğunu, fakirliğin ya da sakatlığın, düşmenin ya da uçmanın mümkün olduğunu gördüm. Sesli harfler olmadan “biz” i gördüm. Bunu yapmada ki çabanın büyüklüğünü gördüm. Dünyanın derinliklerine, akaşanın bile gidemeyeceği mekansızlıklara gittim. Yargılamadan seven varlıkların kalplerini gördüm. Döndüğümde onları tarif edemedim. Bana kalan hislerimdi. Hayallerimi gözlerim kapalı açık bir zihin ile kursa idim asla görmeyi başaramayacağım dünyaların, midye kabukları ile döşenmiş yollarında ayaklarım acımadan gittiğim davetlerim oldu. Yunus balıklarına insan eti yedirilecek vahşi davetler için rüyalarım oldu. Bana insanın kötülüğünü anlattılar. Bana bizim midelerimizde dostlarının yaşamları olduğunu anlattılar. Onları özlediklerini söylediler. Daha çok uyumak ve orada kalmak istedim. Duymak istediğim daha çok şey vardı. Rüyalarım zamana sığmadı. Hep uyanmak zorunda kaldım. Onlar orada anlatacakları ile kaldılar. Ben beklemedeyim… Funda Ceyhan |
|
" Gün Ağarmış fahişeler hala sokaklarda Keşler kıyı bucak yabani gözlerle ışığı arıyor Şişko bir kadının basamak çıkmaktan soluğu kesilmiş Geçip gidiyor çöp karıştıran kaygılı bir adam Soytarılar, herkes güvercinlerin krallığında Yaz göğü kurşuni bulutlarla kaplamış. Tao her yerde, ama bazen vazgeçemediğimiz alışkanlıklarımız, içinde yaşadığımız kötü çevre ve koşullar ona baskın çıkıyor. Her birimiz insan olarak eşit değerdeyiz, ama duyarlılıklarımız farklı. " diyor ve devam ediyor Deng Ming-Dao yazısına. Hayatın merkezi olduğuna inandığınız gerçekleriniz ile beraber 9 bahçemiz var hayatımızda. En bahçesizlerimizin bile. Feng Shui ' nin büyüleyici ve gizemli dünyası her fırsatta bize gizli bahçelerimizi hatırlatır. Ve yaşamımızın bir şiirin mısralarından fırlamışçasına seyir etmekte olduğunu Feng Shui kalbinize sızdığı zaman kolayca görebilirsiniz. Çok uzaklara gitmeyin. Şu an bu yazıyı okuduğunuz yerin etrafına bir göz gezdirin. Sizin tam olarak bulunduğunuz yerden dünyaya bakmanın ne kadar önemli olduğunu size hatırlatacak pek çok şey göreceksiniz. Bu gizemli bahçelere sızmak ve kendinizle yüzleşmek yeni masal diyarlarını ziyaret etmek için benim yazılarım yalnızca bir aracı olacak. Tüm gizem o kapıyı açan ellerde, yüreklerde ve o gizli bahçede olacak... İçmimar ve Feng Shui uzmanı Funda Ceyhan |
|
Melekler ile Selam götürün... |
Yazar Victor Frankl, toplama kampından kurtulduktan sonra 9 günde yazdığı kitabında Şair Rilke'nin bir sözüne değinmiş." Bitirilecek ne kadar çok acı var".. 17 Ağustos Depremi sonrası, üzerinden günler, aylar, yıllar geçmiş ve yeterince onarılmamış, doyurulmamış sevgilerin açlığı ile özlem dolu 17 Ağustos zedeleri kucaklıyorum... Onlara sarılmaktan başka çarem yok… Bitirilecek çok acımız var. Yıllar geçtikçe "Onlar için elimizden geleni yaptık mı ? " sorusuna hala doya doya cevap verebiliyor muyuz ? HAYIR...
Bu acının altından az da olsa hayata başını kaldırmış ....... |
|
|
<< Başlat < Önceki 1 2 Sonraki > Son >>
|
|
Sayfa 1 > 2 |