|
Keşfin büyüsü… Sabahın erken alacasında kıyıdayım. Uyumayı seven de sevmeyen de uyuyor. Kıyı da kızıl gri bir renk hakim. Bir sen varsın. Bir ben varım. Yelkenliyi izliyorum. Günün yaklaşan aydınlığı uzakları öylesine güzel aydınlatmış ki..Uzun yıllardır onu izliyorum, ilk kez gözüme bu kadar davetkar göründü. Fakat yine de ne ayaklarım kıpırdıyor, ne ellerim. Öylece bakıyorum ona. Tekneler kıyıda, ucu bucağı yok kıyının. Her birini ve sahiplerini izliyorum. Aralarındaki ilişki o kadar güzel ki. Her gün onları yıkıyorlar, temizliyorlar. Boya ellerinden düşmüyor. Üzerilerinde yavrulayan kediler, ne şirinler, ne güzeller. Teknelerin her zaman minik misafirleri var. Pırıl pırıl insanların, pırıl pırıl tekneleri. Oysa ben teknemle yıllardır ilgilenmedim. Fakat o da hiç eskimedi, hiç bozulmadı, hiç kirlenmedi. Ve bunun için hiç bana küsmedi.. Her fırtınadan sonra onu orada öylece tertemiz ve beni bekler buldum. Arada bir bana doğru kıpırdadığını bile zannettiğim oldu. Bugüne kadar çevrede beni izleyen çok olmuştur. Görürler ki, yıllardır teknemi seyrederim. Onlar gibi ne zaman yolculuğa çıkacağımı ne ben bilirim ne bir başkası. Kıyıda bir yerim vardır. Orada yıllardır günlük telaşlar gözlerime bayram ettirir. Koşuşanları izlerim. Gelirler, giderler yine gelirler, yine giderler. Kendilerine ve teknelerine yemek getirirler. Yazın altında oturduğum bir şemsiyem, bir buz kovam ve içinde meyve sularım vardır. Kışın beni korusun diye dışarıyı görmemi sağlayan bir saydam korunak içinde otururum. Yağmuru çok severim. Ne yağmur, ne kar ne de içimizi yakan güneş beni bu kıyıdan alamadı yıllardır. Burayı çok seviyorum. Bazen şemsiyenin altına bir el uzanır ve bana yemek uzatır. Sormaz, istediğimi bilir. Ben bazen alırım, bazen sadece teşekkür ederim. Sonra günlerden bir gün, bir kadın çıkageldi şemsiyemin yanında belirdi. Bana sıcak bir merhabadan sonra, tekneniz çok güzel, bir gün geziye çıkmak isterim dedi. Güneşli bir gündü. Elimde yarıya kadar içmiş olduğum meyve suyu bardağım ile ne diyeceğimi şaşırmıştım fakat içimden koşarak şöyle bir şey çıkageldi ; Benim mi, biricik teknemi mi, başkaları alıp götürecek ve ben onu göremeyecek miydim ? Yüzüm gülümsedi, ona çok nazik davranmak zorundaydım. Ben kibar biriyim. Elimden geldiğince gülümseyeme çalıştım ancak cevabım içerden, derinden, fışkırarak gelen bir kocaman “Hayır” dı. Hanımefendi ile sohbet etmek ve onunla bir şeyler konuşmak istedim. Merak ettim hem onu hem isteğinin sebebini, nezaketle ona meyve suyu ikram etmek istedim. Fakat bardak ve meyve suyu için eğildikten sonra ortadan kaybolmuş olması buna müsaade etmedi. Balık etinde, son derece güler yüzlü, gözlerinin içi gülen, elinde bir yazlık çanta, rahat bir şort etek ve çiçekli şık bir gömlek ile gözleri bir şey biliyormuş gibi bakan biriydi. O gittikten ve elimde boş bir bardak ile kalakaldıktan sonra tekneye baktığımı ve bakarken şemsiyenin altında olmadığımı gördüm. Güneşin altındaydım. Yıllardır gölgede durduğum yere baktım. Tekneye baktım. Elimde onun için hazırladığım boş bardağa bir meyve suyu doldurdum. Tekrar şemsiyenin altına meyve suyu kutusunu bırakmak için bile girecek gücüm olmadığını gördüm. Kıyıya, beton zemine, tam deniz kenarına oturdum. Ayaklarımı denize sallandırdım. Birkaç kayık ile tekne arasından açıkta demirlemiş olan yelkenlimi izlemeye koyuldum. Denize baktım ve ona dokunmak istedim. Denize dokunmak istedim. Ayakkabılarımı çıkardım. Ayaklarımı suya doğru uzattım, dokunamadım. Etrafıma bakındım. Henüz kimse beni izlemiyordu. Yüzüstü deniz kenarına uzandım. Sol elimin üzerine başımı koydum ve sağ elimi suya uzattım. Ona dokundum. Parmaklarımı suyun içinde gezdirdim. Piyano çalar gibi dokundum suya. Sonra elimi ağzıma götürdüm ve tadına baktım. Tuzluydu ama sevgi doluydu. Suyun içinde yüzen balıkları gördüm. Kıyıya o kadar uzun zamandır yaklaşmıyordum ki, balıkları görmeme imkan yoktu. Yavrular sürü halinde oradan oraya koşturuyor ve sanki merhaba der gibi elimin altında tur atıyorlardı. Onlara ekmek atmak istedim. Uzandığım yerdeki mutluluğum inanılmazdı, yerimden kalkamadım. Kalakalmak ve donmak alışkanlığım olmalıydı. “Yüzleşme zamanı tatlım” dedim kendime. Doğrul ve yineden eğil. Hiç bir şey kaybetmeyeceğini görene kadar bunu tekrar tekrar yapmalısın. Kıpırda hadi tatlım, hadi yapabilirsin. Yavaşça doğruldum, ağlıyordum. Neden olduğunu bilmiyordum ama ağlıyordum. Gözyaşlarımı tutamıyordum. Belki de yılların saklanmışlığı. Kendime mi, yoksa güzelliklere mi ağladığımı bilmiyorum. Artık önemi yoktu. Doğrulmuştum ve yine eğilmiştim. Balıklar hala orada duruyorlardı. Yeniden doğruldum, yeniden uzandım. Ağlıyordum artık çıldırmıştım. Balıkların hepsi yanıma geldi. Büyüklü, küçüklü, çeşit çeşit hepsi yanımdaydı. Kutlama gibiydi sanki. Elimi bileğime kadar suyun içine soktum, suyu alıp üzerime serptim. Ne güzel Tanrım. Sen misin ? O musun ? Bu ne büyük güzellik. Beni bekledin mi bu kadar zamandır. Sen benim döneceğimi biliyordun. Tanrım sen ne güzelsin. Nerdesin Tanrım, nerdesin. Sen bu denizde misin ? Buradaydın ve bana bunca zamandır ses etmedin. Bundan sonrasını da biliyorsun, artık duyuyorum seni. Şimdi bana tekneyi gösteriyorsun. Peki seni görecek miyim gelirsem ? Bana sürprizlerin olacak mı, bana sarılacak mısın? Peki susuyorsun haklısın. O zaman görüşelim. Geliyorum seninle konuşmaya… Sevinçle kalktım ayağa ve arkamı döndüm. Sevinçli ve gözleri yaşla kıyı dostlarımın hepsi şemsiyemin altında toplanmış bana bakıyorlardı. Ayağa kalktılar. Sevinçle bana doğru kollarını uzattılar. Hepsi birden beni kucakladı. Ellerinde yemek sepetleri, halatlar, ıslanmaya karşı akmayan kalemler, defterler, kap, kacak. Neler yoktu ki… Tekneyi bu ağlama krizleri sırasında kıyıya çekmiş her şeyi hazırlamış, ben balıklar ile neşe içinde konuşmaya çalışır, Tanrıya iki çift laf etmeye çalışırken bir anda her şey bana doğru koşarak gelmişti. Bana sarılıp öptüler, öptüler, kucakladılar. Şemsiyemi kapattılar. Altındaki küçük sandalyeyi uzakta gösterdikleri ve benim gibi kendine yer yapmaya çalışan genç ve küçük bir kıza vereceklerini, izin istediklerini söylediler. Onun da geçmesi gereken bir yol vardı. Günün ilk saatleriydi, tekneye doğru yürüdüm. Her şey içinde hazırdı. Kapalı kutular vardı, meraktan ölüyordum. Ne heyecan. Yıllardın adım atmadığım, atmaya ödüm kopan bir yolculuğa doğru yürüyordum. Bunca yıl hiçbir yere gitmeden kıyıdan ayrılmayan biri olarak koşarak tekneye atladım. Tekneden kıyıda oturduğum yere ve tüm kıyıya baktım. Bir an için kıyıda teknede yatmak geçti aklımdan ama sonra bunu düşünmeye bile sabredemedim. Halatları kırk yıllık bir denizci gibi çözdüm. Uygun şekilde olması gerektiği yere bıraktım. Çıplak ayaklarım ile teknenin üzerinde yürüdüm. Hiçbir korku, endişe duymadan, büyük bir merak ve hevesle yola açıldım. Dalgakırandan gelen tatlı rüzgar yüzümü öpüyor ve sevgiyle dokunuyordu. Kıyıda duran teknelerden herkes bana el sallıyordu. Hepsinin gözlerinin içi gülüyordu, her birinin ışıltısını hala görebiliyordum….. Yolculuk başlıyor….:) Sadece Funda…
Geridönüş(0)
 |