Funda Ceyhan

Beni de unutmayın.:)

...................................................................

Kapat

İlk bağımsız Çay Evi, en büyük çay ustası aslen Rikyu adıyla bilinen Sen no Soeki'nin eseridir.Rikyu, 16. yüzyılda Taiko Hideyoşi'nin himayesinde çay törenin gidişatını düzenleyerek sanatı en mükemmel düzeyine kavuşturdu. Çay odasının orantıları ise çok daha önce, 15. yüzyılın ünlü çay ustası Joo tarafından düzenlenmiştir. Başlangıçta Çay Odası sıradan bir salonda paravanlarla ayrılmış bir bölümden ibaretti. Bu yere, bugün hala evin içinde yer alan çay odaları için kullanılan "kakoi" adı verilmişti. Suki-ya ( Çay evi) 5 kişi için tasarlanmış çay odası, servis için gerekli malzemenin yıkanıp hazırlandığı küçük bir oda ( mitsuya), konukların çağrılana kadar bekledikleri bir revam (maşiai) ve revakı çay odasına bağlayan bir patika (roji) dan oluşur. Çay evi öyle mütevazı bir yapıdadır ki, en küçük Japon evlerinden bile daha küçüktür. Tüm bunların, sanatsal, derin bir meditasyonun meyvesi olduğu unutulmamalıdır. ( Okakura Kakuzo/Çay Kitabı)

Top Panel

HOŞ GELDİNİZ ..

 

     Bir kaç satır yazdım sizin için. Feng Shui bahane...

             Hayatınıza dokunmak, kalbinizi ısıtmak, gün ışığında veya bir gece yarısı aranıza sızmak için.

             Biraz şiir, biraz düz yazı, biraz Feng Shui,

              Gönlünüz hangisini tadmak isterse hepsi sizin için..


Bir Varmış Bir Yokmuş.. PDF Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Administrator tarafından yazıldı   
Pazartesi, 21 Eylül 2009 09:26

Bir Varmış Bir YokmuşBir varmış, bir yokmuş. Tanrıların ışıl ışıl evlerinde, pırıl pırıl göklerinin altında mutluluk içinde yaşayan insanlar varmış. Seçim güçlerini kaybettiklerine inandıkları için uzun yıllar önce Tanrıların yanına ziyarete gelmişler. Sormadık akıl, çalınmadık kapı, didiklenmedik nefis bırakmamışlar. Yüz yıllardır bu gücün hikmetini sorarlarmış.

Günlerden bir gün, Tanrılar ülkesine yeni bir ziyaretçi gelmiş. Ak tenli, billur gözlü, yıldız saçlı bu insan bir bilge imiş. Yıllar önce başka Tanrıların yanından yola çıkmış ve şimdi kendi gibi yolda olanlara ışık saçmak için eski dostları ziyaret etmekte imiş. Tanrılar onu buyur etmişler. Yüreğini yeniden sevmişler, saçlarını yeniden okşamışlar, ona sımsıkı sarılıp sessizlik içinde konuşmasını beklemişler.

Sözler sözlere, gözler ve kalpler birbirine hasret günler geçmiş. Sessizlik akıp giderken, sorusuna yanıt bulabileceği yeni birilerinin geldiğini duyan yolculardan biri heyecanla koşmuş bilgenin yanına. Bu sessizliklerden birinde seçimin gücünü merak ederek heyecanla sormuş sessiz bilge’ye “Suskunluğun seçimin midir?” diye..

Billur gözlerini kaldırıp, yolcunun gözlerine ve ta derinlere bakan Bilge konuşmaya başlamış; “Seçimim olmaktır, içinde susmakta vardır, konuşmakta. Bazen söz anlatır, bazen sessizlik  yaşamı bana. İçine döndün mü yolcu hiç. Hep dışarı sorarsın. Yıllardır, gözlerim seni. Hiç kendine sordun mu;  cevapları içinde saklı sen, bağımlılıklarının neresindesin?”

Hep soru soran ve cevaplar yığının içinde yıllardır yolunu kaybetmiş yolcu duraksamış ve koy vermiş lafı kendince gediğine ; “Benim hiç bağımlılığım yok ki”..

Bilirim demiş bilge, “Sen de o kendini bilmez yolculardansın”

Sinirlenip teni ve gözleri ateş fışkıran yolcu burnundan solumuş, boğa olmuş, kurt olmuş, sırtlan olmuş, insan olmuş.. Sonra en derinde saklı vahşiliği ile daha da delirecekmiş ki..

Bilge dile gelmiş ; “Dikkat et, yıkımı seçmektesin. Yıktığını yapmayı seçemeyeceksen ne diye el kaldırırsın”

Tanrıların yurdunda şimşekler çakmış, gökyüzü kararmış. Güneşler çekinmiş, aylar tereddüt etmiş. Işık titremiş. Tanrılar seyre dalmışlar bu yolcunun savaşını. Eh ne de olsa onlar bilenlermiş.

Gücünü kaybeden kol geri inerken, bilge ondan yanında kalmasını ve yanı başına oturmasını rica etmiş ve başlamış konuşmaya ; “ Yıkmak kolaydır dostum. Bunu yaparsan, kendini iyileştirmenin tüm gücünü kaybederek yok olur gider yıkılan. Sevgiyi onlarca yüzlerce kez peşi sıra hediye edecekken, bir kötü söz tüm hazineyi çalar. Onu mahkum edersen sensizliğe, mahkum edene duyduğu sevgi yine onu bağlar. Aynı kol onu çekip çıkarsın ister. Tazelemek ve ona can vermek dururken, seçimin gücü çıkar karşına. Sen kendini yıkmazsan, seçimin vahşi ve aklın gücünden uzak doğası yıkar seni. Seçim kendinsin yolcu. Seçimin ta kendisisin. Onu anlatarak veya sorarak, dinleyerek veya hayal ederek bulamazsın. Seçimin gücü onu kullanma vakti gelince ortaya çıkar. Ve sen seçtiğinin ta kendisi olursun.

Şimdi bilirim sorarsın içinden “Çok zaman geçti, ne çok şey kaçırdım. Nasıl yetişeceğim, nasıl devam edeceğim yola ?”

Zaman nehrinin içinde akıp giderken, kıyılarda bekleyenler mi doğru yerdedir, akıp gidenler mi yolcu ? Nerede durmak istediğini seçmenin ışığını yayacağın zaman sen olmayı seçtiğin zamandır. Ve o doğru zamandır. Şu Tanrıların ülkesine bir bak, şu kararan gökyüzüne, titreyen ışığa, bizi izleyen Tanrılara.. Onlar neden buradalar bilir misin?

Deneyim bu yolcu, sadece deneyim. Bu diyarlar, deneyimin hazineleri ile doludur.

Yoktur fark, yaratılmış olanlar arasında yolcuların. Kılıflar değişir, gölgeler uzar, kısalır. Tanrılar da yolcudur bu yol da. Onları bu sıfata koyan sizler, Yaratıcının varidatı içerisinde rol ve değer biçersiniz tek tek Tanrılıklarına. Yakıştırırsınız, reddedersiniz, kul olur dua edersiniz. Oysa yoktur farkı hiçbir yolcunun. Hiçbir mevki yoktur ki, “öteki” denilen şeye göre olsun. Ayrılıkları, uzaklıkları siz koyarsınız. Sonra geçip ardından acılar içinde kıvranırsınız. Sizi cezalandıracak bir Yaratıcıdan ödünüz koparak “Seçme” kabiliyetlerinizi yitirirsiniz.

Size hiç verilmediğini düşündüğünüz bu gücü korkarak saklar, ama yolculuğunuza zarar geleceğini düşündüğünüz zaman bir çırpıda kınından çıkarırsınız seçimin keskin kılıcını ve başını uçuruverirsiniz karşınızdakinin.

Haydi, kız yolcu bana “Benim başım kopsa da, geri gelir sadece bir tek senin varlığının aşkı ile”.. Benim de yolum bu. Yüreğim hepiniz için atar. Arkamdan gelmeyen mutluluklar için geri dönerim. Çoğaldıkça yolum açılır. O yüzden kızmam sana. Sen daha kendi güzelliğini bilmeyensin.

Bir gün seçimin gücünü anladığında, onun ne kadarının senin olduğunu da anlayacaksın. Bu evrenin seçimlerin, seçmişlerin ve seçilmişlerin aşkı ile bir kalp gibi attığını o zaman göreceksin.

Duy, kulakların sessizlikteki sesi dinlesin,

Gör, gönül gözün gözlerinin ırak tuttuklarını görsün,

Tadına bak hayatın, her lokmasının lezzetinin kıymetini bil,

Uyanık ol, bilincin uykusu seni fantezilere taşır, gerçeğin ağırlığı ise aynı uykuda karabasana boğar seni. Ayıl ve yola çık.

Burnun evrenin en uzak köşelerindeki yolcuların çiçek gibi kokan ruhlarının kokularını alsın,

Bir yer seç kendine, o yer yola çıktığın yer olsun.

Dokun yolcu.. Dokunmak ve şefkatle sarmak kendini ve insanlığı, sana iyi gelecek. Bu sarılmışlıkla içindeki aydınlık sana yol olacak. Yeniden yeniden yeniden o yolda olmanın, her şeyden daha önemli olduğunu göreceksin.

Esas büyü bu yoldadır yolcu. Esas büyü yolcunun kendisi olmaktadır.

Kendini seç ve yola çık.

 

Sadece Funda

Geridönüş(0)
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy
Son Güncelleme ( Çarşamba, 24 Mart 2010 03:58 )
 
Fare ------- Yaban Öküzü ------- Kaplan ------- Ejderha ------- Tavşan/Kedi ------- Yılan ------- At ------- Koyun ------- Maymun ------- Horoz ------- Köpek ------- Domuz

Feng Shui Bilgeliği

İlk bağımsız Çay Evi, en büyük çay ustası aslen Rikyu adıyla bilinen Sen no Soeki'nin eseridir.Rikyu, 16. yüzyılda Taiko Hideyoşi'nin himayesinde çay törenin gidişatını düzenleyerek sanatı en mükemmel düzeyine kavuşturdu. Çay odasının orantıları ise çok daha önce, 15. yüzyılın ünlü çay ustası Joo tarafından düzenlenmiştir. Başlangıçta Çay Odası sıradan bir salonda paravanlarla ayrılmış bir bölümden ibaretti. Bu yere, bugün hala evin içinde yer alan çay odaları için kullanılan "kakoi" adı verilmişti. Suki-ya ( Çay evi) 5 kişi için tasarlanmış çay odası, servis için gerekli malzemenin yıkanıp hazırlandığı küçük bir oda ( mitsuya), konukların çağrılana kadar bekledikleri bir revam (maşiai) ve revakı çay odasına bağlayan bir patika (roji) dan oluşur. Çay evi öyle mütevazı bir yapıdadır ki, en küçük Japon evlerinden bile daha küçüktür. Tüm bunların, sanatsal, derin bir meditasyonun meyvesi olduğu unutulmamalıdır. ( Okakura Kakuzo/Çay Kitabı)