|
Merhaba Dostlar,
Hayatı şekillendiren sayısız gerçeklik, bazı günler vardır ki hepsi o gün yaşanmalıymışçasına telaşla üşüşürler zamana. Değil neler oluyor diye düşünmek, cevap verecek aralığı bile bulmakta zorluk çekersiniz. Böyle günleri 2009 ‘ da da, 2008 ‘ de de ve daha öncesinde de sayısız defalar yaşadım. 23 Eylül de öyle bir gün değildi. !!!
Belki aksini söyleyeceğimi zannettiniz. Sabah saatleri uzun zamandır İzmir’de duran arabamız ile İstanbul’a dönüş yolculuğuma çıktığımda sabah 11:00 ‘ di. Pek çokları adına, yol için geç bir saat. Ama bir Mordoğan dönüşü yaşamak için beklemek gerekli. Sabah Mordoğan beni her zamanki gibi 07:30’da uyandırdı. Yattığım yerden gördüğüm pembe-mor gün ağarmasını izlemek, bir uykudan gerçeğe gözleri açmak için harika bir deneyim. Sessizlik, kulakların varlığını unutturuyor insana. Uyanmış bir şekilde uzun uzun ufku izledim. Görüntüye karışan salınan dalların arasından pembe-mor ufka aşık olmamak mümkün değil. Ne gören göz, ne duyan kulak emin olamıyor ne gerçek diye. İşte telaşlı olmayan, sadece dinginliğin hüküm sürdüğü ve Eylül rüzgarlarının estiği bir sabahta uyandım 23 Eylül’e. O korkulan günlerden biri olmayan bir günde. Tatilin son gününde.. Bahçemde baktığım 15 Kedi ( Kışın 40 ‘ ı buluyorlar ) içleri akşamdan boşalmış tavuklu kuru mamalarının hayali ile kabın başında beklemekteler. Böyle sabahlarda çevrenizdeki her şeyin sizi ne kadar önemsediğini hissediyorsunuz. Doğa’nın şefkatli elleri geziyor üzerinizde. Sonra yolculuk başlayacak.Bavullar, kedi mamaları, dikkatle kilitlenen kapılar, pencereler… Ev köşe bucak, der top derken yola çıkma zamanı geliyor. Bütün günü, yolda ve arabamızda müzik dinleyerek geçirdim. Hatta Topçular iskelesini kullanmayıp, İzmit burnunu dönerek yolu iyice uzattım. Motoru kapatmayı hiç istemedim. Bazen hep gidesiniz gelir ya.. Hiç durmadan gitmek istersiniz, tüm deneyimin hazzı yolda olmakta vardır. İşte öyle bir gündü. Ne arabadan, ne yoldan vazgeçmek istersiniz. Şimdi demem o ki; 23 Eylül şu saatlerde 24 Eylül’e dönmüşken İstanbul benden bekledikleri için kolları sıvamış durumda bekliyor. Maillerim dolmuş, taşmış. Bu kış yoğun geçecek biliyorum. Ama bu yaz evrenin gizemli işaretleri bana çok şey gösterdi. Yaşadıklarım, gördüklerim, tanıdıklarım, geride bıraktıklarım, benimle gelenler,arta kalanlar…. Bu kış İstanbul’a benimle İzmir’den çok şey döndü. Kalabalığım bu kış… Bazılarınız bayram nedeni ile dün döndünüz ve iş başındasınız. Okullar açılıyor. Bazılarınız görev başına okula gidiyorsunuz, bazılarınızın çocukları okula koşuyor. Ama bir telaş var, başka türlü bir telaş. Kış geliyor. Yaşadığımız şehir size başka bir yüz ile görünmeye hazırlanıyor. Kıvamı değişiyor… Sizi yakalamaya ve ele geçirmeye çalışacak. Her sene yaptığı gibi bu yılda kendine bağlamak için pek çok yol deneyecek. İster İstanbul, ister Trabzon olsun… Her şehrin insanını yakalama yolu vardır. İzmir’in kedili ablasından, İstanbul’un Windows 7 ‘ ye yükselsem mi acaba telaşlarına geri dönüşümden sonra gidişat belli. Kıvam giderek zorlaşacak. Fakat ne yardan, ne serden vazgeçiliyor. Ne kıştan, ne yazdan. 24 Eylül’deyim. Bir dahaki sonbahar ekinoksuna kadar yapacak çok şey var. Ben İstanbul’dayım. Siz de kendi şehrinize hoş geldiniz… Funda...
Geridönüş(0)
 |