Funda Ceyhan

Beni de unutmayın.:)

...................................................................

Kapat

İlk bağımsız Çay Evi, en büyük çay ustası aslen Rikyu adıyla bilinen Sen no Soeki'nin eseridir.Rikyu, 16. yüzyılda Taiko Hideyoşi'nin himayesinde çay törenin gidişatını düzenleyerek sanatı en mükemmel düzeyine kavuşturdu. Çay odasının orantıları ise çok daha önce, 15. yüzyılın ünlü çay ustası Joo tarafından düzenlenmiştir. Başlangıçta Çay Odası sıradan bir salonda paravanlarla ayrılmış bir bölümden ibaretti. Bu yere, bugün hala evin içinde yer alan çay odaları için kullanılan "kakoi" adı verilmişti. Suki-ya ( Çay evi) 5 kişi için tasarlanmış çay odası, servis için gerekli malzemenin yıkanıp hazırlandığı küçük bir oda ( mitsuya), konukların çağrılana kadar bekledikleri bir revam (maşiai) ve revakı çay odasına bağlayan bir patika (roji) dan oluşur. Çay evi öyle mütevazı bir yapıdadır ki, en küçük Japon evlerinden bile daha küçüktür. Tüm bunların, sanatsal, derin bir meditasyonun meyvesi olduğu unutulmamalıdır. ( Okakura Kakuzo/Çay Kitabı)

Top Panel

HOŞ GELDİNİZ ..

 

     Bir kaç satır yazdım sizin için. Feng Shui bahane...

             Hayatınıza dokunmak, kalbinizi ısıtmak, gün ışığında veya bir gece yarısı aranıza sızmak için.

             Biraz şiir, biraz düz yazı, biraz Feng Shui,

              Gönlünüz hangisini tadmak isterse hepsi sizin için..


Bir 23 Eylül ile birlikte yeniden İstanbul’dayım. PDF Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Administrator tarafından yazıldı   
Perşembe, 24 Eylül 2009 00:42

İstanbulMerhaba Dostlar,

Hayatı şekillendiren sayısız gerçeklik, bazı günler vardır ki hepsi o gün yaşanmalıymışçasına telaşla üşüşürler zamana. Değil neler oluyor diye düşünmek, cevap verecek aralığı bile bulmakta zorluk çekersiniz. Böyle günleri 2009 ‘ da da, 2008 ‘ de de ve daha öncesinde de sayısız defalar yaşadım.

23 Eylül de öyle bir gün değildi. !!!

Belki aksini söyleyeceğimi zannettiniz. Sabah saatleri uzun zamandır İzmir’de duran arabamız ile İstanbul’a dönüş yolculuğuma çıktığımda sabah 11:00 ‘ di. Pek çokları adına, yol için geç bir saat. Ama bir Mordoğan dönüşü yaşamak için beklemek gerekli.

Sabah Mordoğan beni her zamanki gibi 07:30’da uyandırdı. Yattığım yerden gördüğüm pembe-mor gün ağarmasını izlemek, bir uykudan gerçeğe gözleri açmak için harika bir deneyim. Sessizlik, kulakların varlığını unutturuyor insana. Uyanmış bir şekilde uzun uzun ufku izledim. Görüntüye karışan salınan dalların arasından pembe-mor ufka aşık olmamak mümkün değil. Ne gören göz, ne duyan kulak emin olamıyor ne gerçek diye.

İşte telaşlı olmayan, sadece dinginliğin hüküm sürdüğü ve Eylül rüzgarlarının estiği bir sabahta uyandım 23 Eylül’e. O korkulan günlerden biri olmayan bir günde. Tatilin son gününde..

Bahçemde baktığım 15 Kedi ( Kışın 40 ‘ ı buluyorlar ) içleri akşamdan boşalmış tavuklu kuru mamalarının hayali ile kabın başında beklemekteler. Böyle sabahlarda çevrenizdeki her şeyin sizi ne kadar önemsediğini hissediyorsunuz. Doğa’nın şefkatli elleri geziyor üzerinizde.

Sonra yolculuk başlayacak.Bavullar, kedi mamaları, dikkatle kilitlenen kapılar, pencereler… Ev köşe bucak, der top derken yola çıkma zamanı geliyor.

Bütün günü, yolda ve arabamızda müzik dinleyerek geçirdim. Hatta Topçular iskelesini kullanmayıp, İzmit burnunu dönerek yolu iyice uzattım. Motoru kapatmayı hiç istemedim. Bazen hep gidesiniz gelir ya.. Hiç durmadan gitmek istersiniz, tüm deneyimin hazzı yolda olmakta vardır. İşte öyle bir gündü. Ne arabadan, ne yoldan vazgeçmek istersiniz.

Şimdi demem o ki;  23 Eylül şu saatlerde 24 Eylül’e dönmüşken İstanbul benden bekledikleri için kolları sıvamış durumda bekliyor.  Maillerim dolmuş, taşmış. Bu kış yoğun geçecek biliyorum.

Ama bu yaz evrenin gizemli işaretleri bana çok şey gösterdi. Yaşadıklarım, gördüklerim, tanıdıklarım, geride bıraktıklarım, benimle gelenler,arta kalanlar…. Bu kış İstanbul’a benimle İzmir’den çok şey döndü. Kalabalığım bu kış…

Bazılarınız bayram nedeni ile dün döndünüz ve iş başındasınız. Okullar açılıyor. Bazılarınız görev başına okula gidiyorsunuz, bazılarınızın çocukları okula koşuyor. Ama bir telaş var, başka türlü bir telaş. Kış geliyor. Yaşadığımız şehir size başka bir yüz ile görünmeye hazırlanıyor. Kıvamı değişiyor… Sizi yakalamaya ve ele geçirmeye çalışacak. Her sene yaptığı gibi bu yılda kendine bağlamak için pek çok yol deneyecek. İster İstanbul, ister Trabzon olsun… Her şehrin insanını yakalama yolu vardır.

İzmir’in kedili ablasından, İstanbul’un Windows 7 ‘ ye yükselsem mi acaba telaşlarına geri dönüşümden sonra gidişat belli. Kıvam giderek zorlaşacak. Fakat ne yardan, ne serden vazgeçiliyor. Ne kıştan, ne yazdan.

24 Eylül’deyim. Bir dahaki sonbahar ekinoksuna kadar yapacak çok şey var.

Ben İstanbul’dayım.

Siz de kendi şehrinize hoş geldiniz…

 

Funda...

 

 

 

 

Geridönüş(0)
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy
Son Güncelleme ( Pazartesi, 05 Ekim 2009 21:00 )
 
Fare ------- Yaban Öküzü ------- Kaplan ------- Ejderha ------- Tavşan/Kedi ------- Yılan ------- At ------- Koyun ------- Maymun ------- Horoz ------- Köpek ------- Domuz

Feng Shui Bilgeliği

Bir mağarada tüm dış sesler kaya ve toprak tarafından tutulur, diğer yandan bu durum insanın kendi kalp atışlarının ve nefesinin sesini duyabilmesini sağlar. Aynı şekilde, dalınç halindeki dinginlik bizi gündelik kargaşadan uzaklaştırarak yaşamlarımızdaki ince sesleri duyabilmemizi sağlar. Kişi, ancak kulağıyla değil ruhuyla duyduğunda ince sesleri algılayabilir. O sesin içine girerek en büyük arılığa ulaşırız. (365 Günün Taosu)